Aşağıdaki yazı 15 Şubat 2009 da Hürriyet gazetisinin Pazar ekinden alıntıdır.
|
||
|
Nuran ÇAKMAKÇI |
2007'de ABD'nin en saygın üniversitelerinden Duke
Üniversitesi'
İnternet icat olduğundan beri, o dünyada istediğiniz her bilgiyi buluyorsunuz
çünkü. Kopyala ve yapıştır komutlarıyla, başkalarının yazdığını kendi sayfanıza
aktarmak da son derece kolay. "Kopyala- yapıştır jenerasyonu" sözünün anlamı bu.
Türkiye'de de üniversiteler bu sorunla karşı karşıya. Üstelik, bizde zaten
ezberci ve kopyacı bir gelenek olduğu için durum daha da vahim. Çünkü öğrenciler,
kaynak göstermeden başkalarının yazılarından alıntı yapmayı hırsızlık olarak
görmüyor bile. İnternet de yaygınlaşıp her bilgiye ulaşmak kolaylaşınca, iş
iyice çığırından çıkmış durumda. Boğaziçi, Sabancı, Koç, Bilkent gibi
üniversitelerdeki hocalar şimdi harıl harıl bunu tartışıyor, öğrencilerin
intihal (metin hırsızlığı) yapmasını önlemek için bilgisayar programları
alınıyor, akademisyenlerden dedektif olmaları bekleniyor.
İNTERNET DEDEKTİFİ TURNITIN SABANCI ÜNİVERSİTESİ'NDE
Turnitin, iParadigms LLC adlı şirket tarafından geliştirilmiş, internet tabanlı
bir kopyacılık tespit servisi. Lisansını alanlar, istedikleri yazıyı
www.turnitin.
ONLARA F VERMEK YETERLİ DEĞİL NAMUSUYLA F ALANLARA HAKSIZLIK OLUR
Boğaziçi Üniversitesi'
? Bazı öğrenciler ödevlerini başka öğrencilere para karşılığı yazdırıyor. Bu
işin piyasası var. Üniversitelerarası bir piyasa bu. Özel üniversitedeki
öğrenciler, iyi devlet üniversitelerindeki öğrencilere ısmarlıyor. İç karartıcı
bir durum...
? Öğrenci ödevlerinde ciddi intihal sorunları yaşıyoruz. İntihalin ne olduğunu
anlatıyoruz, tespit ettiğimizde nasıl bir politika izlediğimizi de anlatıyoruz
(o dersten F, yani en düşük notu alması, hiçbir hocadan referans mektubu
alamaması, bölümün hiçbir programına başvuramaması vesaire) ama bu bile işe
yaramıyor. Öğrenciler bunun vahametini, cut-paste'in (kes-yapıştır) bir suç
olduğunu idrak edemiyorlar en yumuşak tabirle.
? Her ödevi okurken google ve google scholar'a cümleler girmekten helak oluyorum.
Tam nereden neyin alındığını tespit etmek vs. korkunç zaman alan bir iş. Ve
tabii üniversite genelinde çok sıkı bir politikanın uygulanması lazım ki etkili
olsun. Yoksa "Hocam, X derste de yaptım, biz bölümümüzde bunu hep öyle yapıyoruz,
ama sorun olarak görülmüyor" gibi şaşırtıcı cevaplar alabiliyor insan...
? İntihal yapana ya da kopya çekene sadece F vermek yeterli değil. Namusuyla F
alan öğrencilere karşı haksızlık olur...
Bütün dünyada aynı sıkıntı var
Gittikçe artan şiddette intihalle karşı karşıya kalıyoruz. Bu aslında sadece
Türkiye'ye özgü değil, tüm dünyada aynı sıkıntı var. Öğrencilerin çalıntılarını
birkaç kategoride incelemek mümkün. Kimi referans vermeyi bilmiyor, kimi bir
yazıdan olduğu gibi alıyor. Kimi para karşılığı ödevini başkalarına yaptırıyor.
Hatta bazen ödevi Türkçe yapıp İngilizce'ye çevirten bile oluyor...
İntihal yapan çocuğa acımam, çünkü akademik hayatın en büyük suçudur bu
Hasan Bülent Kahraman (Sabancı Üniversitesi)
İntihal bir ters, eksik, yanlış kültür meselesidir. Yaratıcılığa dayanmayan,
özgünlüğün ne olduğunu bilmeyen, icat çıkartmayan bir kültürdür. Çocuğun
ilkokuldan itibaren içinde büyüdüğü bir kültür var. Türkiye'deki eğitim sistemi
ezbercidir. Talim Terbiye Kurulu bir müfredat hazırlar. O müfredat beyin
yıkamadır. Herkesin aynı şeyi öğrenmesi, homojen, bir örnek insanlar oluşması,
toplumun böyle kontrol edilmesi düşünülür. Öğretmen de zaten, "Kitabınızın şu
sayfasından, şu sayfasına kadar ezberleyin, sınavda soracağım" der. Hafızlığı
yapan başarılı olur, olmayan başarısız. Mesela öğretmen çocuklara "Gidin şu
padişahın hayatını yazın" der. Çocuk da bir ansiklopedide o bilgiyi bulup aynen
aktarır, öğretmen de birebir ansiklopediyle aynı olan o yazıya not verir. Oysa
bu, intihaldir. Çocuklar, üniversiteye de bu kültürden geliyor. Şimdi
ansiklopedilerden değil, internetten alıntı yapıyorlar, ama aynı şey.
Bu konuda acımam yoktur. İntihal yapan çocuğa disiplin cezası tatbik ettiririm.
En trajik olan da tezlerde karşılaştığımız intihaller. Özgüveni gelişmeyen, "yazarsam
alay ederler" kompleksi olanlar bu yola başvurur. Bir de herkesin kendisini
alkışlamasını zaruri olduğunu düşünenler. Bunlar zaten aşırı derecede stres
altındadır, bir an önce şunu yapayım bitsin, der, internetten pasajları kendi
tezine indirir. Tabii, literatüre hakim olan hoca da bunu görür görmez anlar.
Bir hoca için en korkunç an: Güvendiğiniz öğrencinin çaldığını tespit
etmek
Prof. Dr. Esra Mungan (Boğaziçi Üniversitesi)
Bir öğrencinin ödevini, normal zamanının en az iki misli sürede okuyoruz. Çünkü
sürekli bir intihal alarmı içindeyiz. Şüphelendiğimiz kısımları kontrol ediyoruz
ve ne yazık ki çoğu zaman sezgilerimiz doğru çıkıyor. Bu da bir hoca için en
korkunç an. Kimi zaman sevdiğimiz, güvendiğimiz bir öğrencinin intihalini tespit
ediyoruz. Güven bir anda çöküyor. Bazen biz, öğrencilerden daha fazla
sarsılıyoruz. Bu da eğitim sisteminde dürüstlük, ahlak, etik, onur gibi
değerlerin katiyen verilmediğini düşünmeme yol açıyor. Tuhaf bir şekilde
anlatamıyoruz intihalin ne kadar vahim bir suç olduğunu. Burada ilk ve
ortaöğretimin de rolü büyük. Bu okullarda intihale başvuranların ödevlerinin,
çalmayanlara göre daha şık ve düzgün göründüğünden daha yüksek not aldığını
biliyoruz. Ne yazık ki evrensel ahlakın, yani kimsenin hakkını yememe, dürüst
olma gibi aslında çok temel değerlerin eğitim sistemimizde hiçbir şekilde
verilmediğini düşünüyorum. Bilim dunyasındaki intihal yapma eğilimi (ki buna ne
yazık ki hocalar da dahil, doçentlik ve profesörlük jürileri tercüme ve intihal
dolu "özgün eser"lerle karşılaşabiliyor) de bunun tezahürlerinden sadece biri.
Uzaklaştırma cezası veriyoruz
Prof.Dr. Abdullah Atalar (Bilkent Üniversitesi)
1997'de üniversitemizin senatosu bazı kararlar aldı. Başkasına ait düşünce,
görüş, buluşu kaynak göstermeden kendininmiş gibi sunarak ödevinde, projesinde,
raporunda ve benzeri çalışmalarında kullanan bir haftadan bir aya kadar
üniversiteden uzaklaştırılıyor. Sınavda kopya çekmek de bir veya iki yarıyıl
üniversiteden uzaklaştırmakla sonuçlanıyor